DENE

Tek Gönül Tek Yürek

Hizmet Devam Ediyor

Turizm

Tarih

Adilcevaz Albümü

Süphan Dağı

Sütey Yaylası

Aygır Gölü

Konaklama

Ulaşım

Van Gölü

Rehber

Tarih Turizm ve Doğa Kenti ADİLCEVAZ

TARİHİ GELİŞİMİ

Adilcevaz ın tarihi  Kalkolitik (taş-bakır devri)döneme kadar uzanmaktadır.Bu dönem  M.Ö. 6000 –M.Ö 2500 yıllarını kapsar.Bu dönemin hemen ardından Adilcevaz da görülen ilk tarihi kavim Hurriler dır. Huriler Anadolu’ya Kafkasya dan gelip yerleşmişlerdir. Hurrilerin bu bölgede bulundukları dönem Tunç devri dır. (M.Ö 2500-M.Ö 1200)Bu dönemde bölgeye Hatti denilmektedir.Tunç devrinin sonlarına doğru Hatti denilen coğrafyada Hitit kabileleri Mitanni krallığını kurarlar. (M.Ö 1700) Bu sıralar Mezopotamya da  Asurlular hüküm sürmekte ve bölge ile yakından ilgilenmektedirler. Asurlular bu dönemde Anadolu da ticaret kolonileri kurmuşlar ve çivi yazısını da  Anadolu ya getirip tanıtmışlardır.Böylece Anadolu da  tarih öncesi devirler biter , Tarihi Devirler başlar. M.Ö 13.yy da bölgede Uruatri-Nairi  konfederasyonları dönemi görülür.Bu dönemin sonunda Van gölü nün çevresinde Urartu Devleti kurulur.(M.Ö 831) Urartu Devleti bölgeyi  Asur istilasından kurtarır.Adilcevaz’ın 6km kuzeyinde 2270 m yüksekliğindeki Kef kalesi , Urartulardan günümüze kadar gelen en önemli eserlerden biridir.Urartu hakimiyeti  M.Ö 612 ye kadar sürmüştür.Daha sonra bölgeye sırasıyla, önce Kafkasya’dan gelen İskit Türkleri , arkasından da İran dan gelen  Medler  ve Persler hakim olur.Pers imparatorluğunun hakimiyeti M.Ö 555 den  M.Ö 331 e kadar devam eder. Bu sırada Makedonya da  tarihin en büyük devletlerinden birini kuran büyük İskender Doğu seferine çıkar ve bütün Anadolu ile birlikte Adilcevaz dan da Persleri çıkartıp atar.Hızını alamayan büyük İskender , İran ve Hindistan da da  Persleri mağlup edip Pers İmparatorluğunu tarihin  tozlu raflarına gömer.Büyük İskender in ölümü üzerine bölge onun komutanlarından Selevkos a kalır. Selevkos un kurduğu kendi adıyla anılan krallık , bölgeye M.Ö 64 yılına kadar hakim olur.Büyük İskender ile başlayıp Selevkoslar Krallığının yıkılmasına kadarki geçen döneme Hellenistik Dönem denir. Helenistik dönem yine Avrupa da kurulmuş olan  bir başka ihtişamlı güç roma imparatorluğu tarafından sona erer. Roma imparatorluğu kavimler göçü sonucu ikiye parçalanmasına kadar , Anadolu’yla birlikte Adilcevaz a da  hakim olur. Roma İmparatorluğunun hakimiyetinin ilk yıllarında Kafkasya da kurulan  Part imparatorluğu ile bölgede büyük bir mücadeleye girer.Bu mücadele M.Ö 64 ten M.Ö 33 yılına kadar devam eder.M.Ö 33 yılında hakimiyet tamamen Roma İmparatorluğuna geçer.Yukarıda belirttiğimiz gibi  Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra bölgeye Doğu Roma (Bizans ) İmparatorluğu hakim olur.(395) Bizans ın bölgeye tam hakimiyeti  640 yılına kadar devam eder. Bundan sonra bölgede hakimiyet Bizans la Müslüman Araplar arasında el değiştirir.

Bölgeye Müslüman orduları ilk defa  Hz. Ömer in halifeliği döneminde ayak basarlar. Halife nin komutanı İyaz Bin Gamen  Adilcevaz ve Ahlat ı Bizans ın elinden alır.(640) Daha sonra Emevi sultanı Hz. Muaviye İstanbul u kuşatmaya giderken geçici bir süre Adilcevaz ve Ahlat a hakim olur. (675) Müslüman orduların bölgeye ilgisi Abbasiler döneminde artar. Abbasi ordusundaki Türk komutanlar Doğu , Güney Doğu ve Akdeniz bölgelerini Bizans tan alıp  Bizans la Abbasiler arasında Avasım (sınır kentler) kurarlar.(800) Abbasilerin bu hakimiyeti 935 yılına kadar devam eder.Bu tarihten sonra bölge tekrar Bizans ın hakimiyetine geçer.Çünkü Abbasiler siyasi güçlerini kaybetmişlerdir.

Müslüman Türklerin bölgeye ilgisi Büyük Selçuklu devleti döneminde başlar. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul bey ın kardeşi olan Çağrı bey  Doğu Anadolu ya seferler düzenler.(1018) Bu sırada bölge Bizans hakimiyetindeki Mervanoğullarının ve Vaspurakan Ermeni prensliğinin sınırı durumundadır.Çağrı bey yaptığı seferlerle Van Gölünün çevresine uzun süre hakim olur. Bölgenin tam olarak Türklerin eline geçişi   26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt meydan savaşından sonra olur.Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan ve Türklere Anadolu nun kapılarını açan savaş, Adilcevaz-Ahlat-Malazgirt üçgeninde meydana gelmiştir.Daha sonra Büyük Selçuklu komutanlarından Emir Sökmen bölgeyi Mervanoğulları yönetiminden devralır. 1077 de kurulan Anadolu Selçuklu Devletine bağlı Sökmenliler Adilcevaz-Ahlat ve Malazgirt e  1100 yılından 1207 yılına kadar hakim olur.Daha sonra bölge bir süre  Harzemşah ların  arkasından da Yassı Çemen savaşından sonra Anadolu Selçuklu Devletinin eline geçer.(1230) Fakat bu durum uzun sürmez.Çünkü 1243 tarihli Kösedağ Savaşı ile Moğollar bölgeye ve tabi ki Anadolu ya girerler. Bu sırada Adilcevazın yerli halkının önemli bir kısmını kılıçtan geçirmiş, büyük bir kısmı da göç etmek zorunda bırakılmıştır. Moğol İmparatorluğunun parçalanmasıyla İranda kurulan Moğol Devletlerinden biri olan İlhanlı Devleti bölgeye kısa bir süre hakim oldu.Daha sonra Irakta kurulan bit Türkmen Devleti olan Irak celayirli Devleti 1336 dan 1380 e kadar bölgeyi eline geçirir.Akabinde Adilcevaz ın imarına önemli bir katkı sağlayan Karakoyunlu Devleti Adilcevazdan ve bölgeden Celayirli Devletini çıkarır ve bölgeye hakim olur.Karakoyunlu Devletinin merkezi Erciş olduğu için bu dönemde Adilcevaz da da önemli gelişmeler olur.Karakoyunlu hükümdarı cihan şah Adilcevaz kalesini de büyük bir onarımdan geçirir.Karakoyunlu hakimiyeti 1468 e kadar devam eder.Karakoyunlu Devletini ortadan kaldıran Akkoyunlu Devleti bölgeye 1502 ye kadar hakim olur.Akkoyunluların da Adilcevaz ın imarına katkıları büyüktür. Görüldüğü gibi bölgede istikrar bir türlü sağlanamamaktadır.Çünkü Akkoyunlu Devletinin yıkılmasından sonra bu defada bölge Safavi Devletinin eline geçer.safavi Devleti de bölgede istikrarı sağlayamaz.Tarihin en ihtişamlı güçlerinden biri olan Osmanlı Devlet Yavuz sultan Selim in önderliğinde ,çaldıran savaşında Safavi Devletini mağlup ederek  bölgeyi kısa bir süre ele geçirir.Bu tarihten sonra bölge Osmanlı Devletiyle Safavi Devleti arasında el değiştirir.Sonunda 29 Mayıs 1555 Tarihli Amasya antlaşmasıyla Adilcevaz kesin olarak Osmanlı Devletinin eline geçer.Safavi Devletiyle imzalanan bu Antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti bölgeyi tam bir istikrara kavuşturur.

Bu istikrar 1. Dünya savaşına kadar devam eder.Osmanlı devleti hiç gereği yokken savaşa girer ,Rus çarlığına karşı açılan Kafkasya Cephesindeki savaşı kaybeder.(Aralık 1914) Osmanlı ordularının mağlubiyetinden sonra Ruslar Ermenilerin yardımıyla Doğu Anadolu’yu işgale başlarlar. Adilcevaz ın işgallide 23 Mayıs 1915 de gerçekleşir.Bu sıraDA Adilcevaz ın Müslüman halkı hem Rus işgalinden hem de Ermeni zulmünden kurtulmak için  Diyarbakır, Mardin, Urfa, Maraş ve Antep e göç ederler.Osmanlı hükümeti bölgedeki Ermeni zulmünü önlemek için  14 Mayıs 1915 de Tehcir kanununu çıkarır. Ermenilerin Doğu Anadolu dan alınıp  bir başka Osmanlı toprağı olan Suriye ye yerleştirilmesini amaçlayan  tehcir kanunu ile Ermenilerin çoğunluğu Suriye ye göç ettirilir. Adilcevaz ve bölge Rus işgali ve Ermeni zulmünden tam olarak 1917 deki Rusya da meydana gelen  Bolşevik ihtilalinden sonra kurtulur. Bolşevik ihtilalinden sonra Rusya ile Brest-Litovsk Antlaşması imzalanır.(3 Mart 1918)Böylece bölge Rus işgalinden resmen kurtulmuş olur.

Rus işgalinin sona ermesinden sonra  bu seferde İngiliz hamiliğinde harekete geçen Ermeniler ,15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa tarafından  kesin bir mağlubiyete uğrarlar.Arkasından yeni kurulan TBMM Hükümeti ile Ermenistan arasında Gümrü Antlaşması imzalanır.(3 Aralık 1920) Böylece bölge ile birlikte Adilcevaz da  Ermenilerden kurtulmuş olur.

29 Ekim 1923 de ilan edilen Cumhuriyet le birlikte Adilcevaz da  Türkiye Cumhuriyetinin şirin bir merkezi olma  hakkını kazanır. Rus işgali ve Ermeni zulmünden sonra Adilcevaz dan göç eden yerli halkın Adilcevaz a dönüşü 1940 lı yıllara kadar devam etmiştir.

KEF KALESİ

Adilcevaz’ın 6 km. kadar kuzeyindeki volkanik bir tepenin üzerinde yer alan ve Arzaşkun Şehri olduğu tahmin edilen Kef kalesi, Urartuların yaşadıkları bir yerleşim yeridir.Bu tabii tepenin üç tarafı, doğu, batı ve güney yönleri çok dik ve sarptır. Bu yüzden bu yönlerden kaleye çıkılması hemen hemen imkansızdır. Kaleye ancak kuzeyden yaklaşılabilir. Urartular döneminde de kale kapısının kuzeyde olması muhtemeldir.

Kef Kalesinin en yüksek noktası güneybatı uçtaki kayalığın üzerindedir.Bu noktanın denizden yüksekliği 2270 m.’ dir ki buna göre Kef  Kalesi Adilcevaz’ın bulunduğu yerden yaklaşık 625 m. kadar yüksektedir. Kef Kalesi yalnızca Urartular döneminde kullanılmıştır. Bunun nedeni ,daha sonraki dönemlerde yörede egemenlik kuran ulusların özellikle de Selçukluların ilçenin batısındaki kayalıklar üzerindeki göle doğru uzanan diğer bir küçük Urartu Kalesini savunmak için daha uygun bulmalarıdır.

1964 yılında Kef Kalesinde yapılan kazılarda otuzdan çok odası olan,büyük bir saray kalıntısı ortaya çıkartılmıştır. Bu odalardan bir bölümünde düzenli iki sıra halinde çok sayıda büyük küp “ Pithos ” bulunmuştur.

Kimi kesimlerde büyük taş bloklardan meydana gelen kale duvarlarının bazı kısımları günümüzde de ayaktadır. Odalarda ise, temelde  taş, üst bölümlerde kerpiç kullanılmıştır. Büyük taş bloklarının yüzlerinde ilginç kabartmalardır. Burada aslan, mızrak, hayat ağacı, kartal, palmet, pencere , kule, çatı korkuluğu gibi motiflere rastlanmaktadır.

Kalenin kuzey bölümünde yapılan kazılarda 4-5 m. aralıklarla dört fil ayağı ortaya çıkartılmıştır. Yöredeki duvar ve fil ayaklarında görülen yapı tekniği Urartularla ilgili bilgileri güçlendirmektedir.

KEFİR KALESİ

Kale, Urartular döneminde Süphan dağının eteğinde her tarafı kayalık olan bir mevkide inşa edilmiştir.

1971 yılında Adilcevaz’da köylüler tarafından birçok Urartu mezarı bulunmuş ve yağma edilmiştir. Aynı yıl içerisinde Kef kalesinde, 1966’dan beri çalışma yapan heyet Adilcevaz’ın Atatürk mahallesinin doğusunda bir Urartu mezarlığı keşfetmiştir. Bura­daki mezarlar Süphan dağının Van Gölü’ne bakan eteklerinde toplanmış lavların içine yapılmıştır. Mezarlık, Van Gölü kıyısından 300 m kadar içeridedir. Bu mezarlardan bazıları lav kayalarını oymak suretiyle yapılmıştır. Diğer bazıları kayalıktaki tabii oyukları genişletmek suretiyle meydana getirilmiştir. Bu mezarlar yeryüzüne çok yakın olduklarından çoğu tahrip edilmiştir.

ADİLCEVAZ KALESİ

Adilcevaz ilçe merkezinin batı kısmında olan kalenin kuruluş tarihiyle ilgili değişik görüşler vardır.Adilcevaz’ın batısında, Van Gölü kenarında sarp kayalar üzerine kesme taşla inşa edilmiş olan kale, iç ve dış sur olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. Çok sayıda kulenin desteklediği kale surları, doğuda göl kenarından başlayarak kademeli olarak güneyde uzanan yalçın kayalar üzerinde devam etmektedir. Nihayet kuzey ve batıda derin uçurumlar oluşturan kayaların üzerinde devam eden surlar bu haliyle yu­varlaktan kareye doğru uzunca bir plân oluşturur. Kalenin göle taraf surları harap olmuş ve bir bölümü su altında kalmıştır. Kalenin üç kapısı vardır. Ahlat kapısı güneye, Erciş kapısı doğuya ve Uğur kapısı kuzeye açılmaktadır. Ahlat kapısının bulunduğu kısım kalenin en eski tarafıdır. Çünkü kapının kuzeyinde siyah bazalt taşından çivi yazılı bir kitabe vardır. Diğer tarafları Selçuklu ve daha sonraki dönemlere aittir ( Daha sonraları Erciş tarafında Karakuş kapısı açılmıştır ).

Bilindiği gibi eski Türk şehirlerinde kapılar dört yöne açılmaktaydı ve Adilcevaz kalesinde olduğu gibi o yönde bulunan şehirlerin adını almaktaydı.

Adilcevaz kalesi Selçuklu döneminde önemli bir savunma ve iskân merkezi olmuştur.

ULU CAMİİ ( ESKİ CAMİİ )

Adilcevaz ilçesinin batı ucunda, Van Gölü kıyısında yükselen tepedeki eski kale harabelerinin içindedir. 14. veya 15.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Sadece güney cephesi açıkça görülebilen eski cami, doğu batı istikametinde uzanan ve üç kısmın yan yana birleşmesinden teşekkül bir plâna sahiptir. Kuzey yönde tamamen, doğu ve batı yanlarda ise yarıya kadar olan kısımların, kurulmuş olduğu yamacın meyili dolayısıyla toprağa gömülmüş olan eserin her üç bölümü dıştan bariz olarak belli olmakta ve ayrı ayrı zamanlarda yapılmış inşaatlarla bugünkü durumunu almışıştır.

Caminin 14. – 15. yüzyıllarla tarihlendirilmiş olmasına rağmen caminin plan ve ku­ruluşu ile Bitlis ve Erzurum’da görülen üç sahınlı camilerinin öncüsü olmasını dikkate alarak Selçuklu dönemiyle tarihlendirilmektedir

Ulu Cami 1965 yılında restore edilerek yeniden ibadete açılmasına rağmen günümüzde kapalıdır.

HATUNİYYE MEDRESESİ

Adilcevaz’a Ahlat tarafından giriştedir. İbrahim Kafesoğlu, Ulu Camii olarak adlandırılan yapının içindeki kemerler ve küçük hücrelerden dolayı buranın “Hatuniyye Medresesi” olabileceğini ileri sürmektedir.

Bu medreseye ait olarak 16. yüzyılının ortasına ait vakıf kaydının bulunduğundan dolayı buranın 16. yüzyıldan daha önce yapıldığı bilinmektedir.

ZAL PAŞA CAMİİ / ADİLCEVAZ PAŞA CAMİİ

Ahlat - Erciş yolu güzergahı üzerinde Adilcevaz ayırımı üzerinde yer almaktadır. Yapının güneyinde Van Gölü, kuzeyinde Adilcevaz kalesi, batısında Adilcevaz yol ayrımı, doğusunda engebeli arazi bulunmaktadır.

 Osmanlıya ait vakfiyelerde, 1572 yılında Zal Paşa Caminin inşaatına Mimar Sinan tarafından başlandığı ve 1580’de tamamlandığı belirtilmektedir.

Yapı 1965 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir ve günümüzde ibadete açıktır.

Anadolu’da kubbeli tip camilere ilk örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca Osmanlı mimari anlayışında 16. yy.’da çok fazla rastlanmayan çok kubbe örtü sistemiyle inşa edilmiştir.

KOHOZ ( ZAL PAŞA ) HANI

Tahminen XVI. Yüzyıl sonunda bölgede hüküm süren Zal Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bitlis- Adilcevaz- Van kervan yolu üzerindeki Adilcevaz-Erciş arasında Adilcevaz’a 20 km mesafede Yolçatı  ( Kohoz ) köyünde yolun kıyısındadır. Yarıya yakın kısmı harap olmuş olan hanın giriş kısmı yıkılmış arka ve yan cephelerin kalıntıları olan bugüne kadar gelmiştir.

Nebi ERGÖREN

ALT

<<<  Adilcevaz Belediyesi  2003-2008> >>

<<< Webmaster ProCom Bilgisayar >>>