Adilcevaz ın
tarihi Kalkolitik
(taş-bakır devri)döneme kadar uzanmaktadır.Bu dönem
M.Ö. 6000 –M.Ö 2500 yıllarını kapsar.Bu dönemin
hemen ardından Adilcevaz da görülen ilk tarihi kavim
Hurriler dır. Huriler Anadolu’ya Kafkasya dan gelip
yerleşmişlerdir. Hurrilerin bu bölgede bulundukları
dönem Tunç devri dır. (M.Ö 2500-M.Ö 1200)Bu dönemde
bölgeye Hatti denilmektedir.Tunç devrinin sonlarına
doğru Hatti denilen coğrafyada Hitit kabileleri Mitanni
krallığını kurarlar. (M.Ö 1700) Bu sıralar Mezopotamya
da Asurlular
hüküm sürmekte ve bölge ile yakından ilgilenmektedirler.
Asurlular bu dönemde Anadolu da ticaret kolonileri
kurmuşlar ve çivi yazısını da
Anadolu ya getirip tanıtmışlardır.Böylece Anadolu
da tarih öncesi
devirler biter , Tarihi Devirler başlar. M.Ö 13.yy da
bölgede Uruatri-Nairi
konfederasyonları dönemi görülür.Bu dönemin
sonunda Van gölü nün çevresinde Urartu Devleti kurulur.(M.Ö
831) Urartu Devleti bölgeyi
Asur istilasından kurtarır.Adilcevaz’ın 6km
kuzeyinde 2270 m yüksekliğindeki Kef kalesi ,
Urartulardan günümüze kadar gelen en önemli eserlerden
biridir.Urartu hakimiyeti
M.Ö 612 ye kadar sürmüştür.Daha sonra bölgeye
sırasıyla, önce Kafkasya’dan gelen İskit Türkleri ,
arkasından da İran dan gelen
Medler ve
Persler hakim olur.Pers imparatorluğunun hakimiyeti M.Ö
555 den M.Ö 331 e
kadar devam eder. Bu sırada Makedonya da
tarihin en büyük devletlerinden birini kuran
büyük İskender Doğu seferine çıkar ve bütün Anadolu ile
birlikte Adilcevaz dan da Persleri çıkartıp atar.Hızını
alamayan büyük İskender , İran ve Hindistan da da
Persleri mağlup edip Pers İmparatorluğunu tarihin
tozlu raflarına gömer.Büyük İskender in ölümü
üzerine bölge onun komutanlarından Selevkos a kalır.
Selevkos un kurduğu kendi adıyla anılan krallık ,
bölgeye M.Ö 64 yılına kadar hakim olur.Büyük İskender
ile başlayıp Selevkoslar Krallığının yıkılmasına kadarki
geçen döneme Hellenistik Dönem denir. Helenistik dönem
yine Avrupa da kurulmuş olan
bir başka ihtişamlı güç roma imparatorluğu
tarafından sona erer. Roma imparatorluğu kavimler göçü
sonucu ikiye parçalanmasına kadar , Anadolu’yla birlikte
Adilcevaz a da
hakim olur. Roma İmparatorluğunun hakimiyetinin ilk
yıllarında Kafkasya da kurulan
Part imparatorluğu ile bölgede büyük bir
mücadeleye girer.Bu mücadele M.Ö 64 ten M.Ö 33 yılına
kadar devam eder.M.Ö 33 yılında hakimiyet tamamen Roma
İmparatorluğuna geçer.Yukarıda belirttiğimiz gibi
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra
bölgeye Doğu Roma (Bizans ) İmparatorluğu hakim
olur.(395) Bizans ın bölgeye tam hakimiyeti
640 yılına kadar devam eder. Bundan sonra bölgede
hakimiyet Bizans la Müslüman Araplar arasında el
değiştirir.
Bölgeye
Müslüman orduları ilk defa
Hz. Ömer in halifeliği döneminde ayak basarlar.
Halife nin komutanı İyaz Bin Gamen
Adilcevaz ve Ahlat ı Bizans ın elinden alır.(640)
Daha sonra Emevi sultanı Hz. Muaviye İstanbul u
kuşatmaya giderken geçici bir süre Adilcevaz ve Ahlat a
hakim olur. (675) Müslüman orduların bölgeye ilgisi
Abbasiler döneminde artar. Abbasi ordusundaki Türk
komutanlar Doğu , Güney Doğu ve Akdeniz bölgelerini
Bizans tan alıp
Bizans la Abbasiler arasında Avasım (sınır kentler)
kurarlar.(800) Abbasilerin bu hakimiyeti 935 yılına
kadar devam eder.Bu tarihten sonra bölge tekrar Bizans
ın hakimiyetine geçer.Çünkü Abbasiler siyasi güçlerini
kaybetmişlerdir.
Müslüman
Türklerin bölgeye ilgisi Büyük Selçuklu devleti
döneminde başlar. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul bey ın
kardeşi olan Çağrı bey
Doğu Anadolu ya seferler düzenler.(1018) Bu
sırada bölge Bizans hakimiyetindeki Mervanoğullarının ve
Vaspurakan Ermeni prensliğinin sınırı durumundadır.Çağrı
bey yaptığı seferlerle Van Gölünün çevresine uzun süre
hakim olur. Bölgenin tam olarak Türklerin eline geçişi
26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt meydan
savaşından sonra olur.Türk tarihinin dönüm noktalarından
biri olan ve Türklere Anadolu nun kapılarını açan savaş,
Adilcevaz-Ahlat-Malazgirt üçgeninde meydana
gelmiştir.Daha sonra Büyük Selçuklu komutanlarından Emir
Sökmen bölgeyi Mervanoğulları yönetiminden devralır.
1077 de kurulan Anadolu Selçuklu Devletine bağlı
Sökmenliler Adilcevaz-Ahlat ve Malazgirt e
1100 yılından 1207 yılına kadar hakim olur.Daha
sonra bölge bir süre
Harzemşah ların
arkasından da Yassı Çemen savaşından sonra
Anadolu Selçuklu Devletinin eline geçer.(1230) Fakat bu
durum uzun sürmez.Çünkü 1243 tarihli Kösedağ Savaşı ile
Moğollar bölgeye ve tabi ki Anadolu ya girerler. Bu
sırada Adilcevazın yerli halkının önemli bir kısmını
kılıçtan geçirmiş, büyük bir kısmı da göç etmek zorunda
bırakılmıştır. Moğol İmparatorluğunun parçalanmasıyla
İranda kurulan Moğol Devletlerinden biri olan İlhanlı
Devleti bölgeye kısa bir süre hakim oldu.Daha sonra
Irakta kurulan bit Türkmen Devleti olan Irak celayirli
Devleti 1336 dan 1380 e kadar bölgeyi eline
geçirir.Akabinde Adilcevaz ın imarına önemli bir katkı
sağlayan Karakoyunlu Devleti Adilcevazdan ve bölgeden
Celayirli Devletini çıkarır ve bölgeye hakim
olur.Karakoyunlu Devletinin merkezi Erciş olduğu için bu
dönemde Adilcevaz da da önemli gelişmeler
olur.Karakoyunlu hükümdarı cihan şah Adilcevaz kalesini
de büyük bir onarımdan geçirir.Karakoyunlu hakimiyeti
1468 e kadar devam eder.Karakoyunlu Devletini ortadan
kaldıran Akkoyunlu Devleti bölgeye 1502 ye kadar hakim
olur.Akkoyunluların da Adilcevaz ın imarına katkıları
büyüktür. Görüldüğü gibi bölgede istikrar bir türlü
sağlanamamaktadır.Çünkü Akkoyunlu Devletinin
yıkılmasından sonra bu defada bölge Safavi Devletinin
eline geçer.safavi Devleti de bölgede istikrarı
sağlayamaz.Tarihin en ihtişamlı güçlerinden biri olan
Osmanlı Devlet Yavuz sultan Selim in önderliğinde
,çaldıran savaşında Safavi Devletini mağlup ederek
bölgeyi kısa bir süre ele geçirir.Bu tarihten
sonra bölge Osmanlı Devletiyle Safavi Devleti arasında
el değiştirir.Sonunda 29 Mayıs 1555 Tarihli Amasya
antlaşmasıyla Adilcevaz kesin olarak Osmanlı Devletinin
eline geçer.Safavi Devletiyle imzalanan bu Antlaşmadan
sonra Osmanlı Devleti bölgeyi tam bir istikrara
kavuşturur.
Bu
istikrar 1. Dünya savaşına kadar devam
eder.Osmanlı devleti hiç gereği yokken savaşa
girer ,Rus çarlığına karşı açılan Kafkasya
Cephesindeki savaşı kaybeder.(Aralık 1914)
Osmanlı ordularının mağlubiyetinden sonra Ruslar
Ermenilerin yardımıyla Doğu Anadolu’yu işgale
başlarlar. Adilcevaz ın işgallide 23 Mayıs 1915
de gerçekleşir.Bu sıraDA Adilcevaz ın Müslüman
halkı hem Rus işgalinden hem de Ermeni zulmünden
kurtulmak için
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Maraş ve Antep
e göç ederler.Osmanlı hükümeti bölgedeki Ermeni
zulmünü önlemek için
14 Mayıs 1915 de Tehcir kanununu çıkarır.
Ermenilerin Doğu Anadolu dan alınıp
bir başka Osmanlı toprağı olan Suriye ye
yerleştirilmesini amaçlayan
tehcir kanunu ile Ermenilerin çoğunluğu
Suriye ye göç ettirilir. Adilcevaz ve bölge Rus
işgali ve Ermeni zulmünden tam olarak 1917 deki
Rusya da meydana gelen
Bolşevik ihtilalinden sonra kurtulur.
Bolşevik ihtilalinden sonra Rusya ile Brest-Litovsk
Antlaşması imzalanır.(3 Mart 1918)Böylece bölge
Rus işgalinden resmen kurtulmuş olur.
Rus
işgalinin sona ermesinden sonra
bu seferde İngiliz hamiliğinde harekete
geçen Ermeniler ,15. Kolordu Komutanı Kazım
Karabekir Paşa tarafından
kesin bir mağlubiyete uğrarlar.Arkasından
yeni kurulan TBMM Hükümeti ile Ermenistan
arasında Gümrü Antlaşması imzalanır.(3 Aralık
1920) Böylece bölge ile birlikte Adilcevaz da
Ermenilerden kurtulmuş olur.
29
Ekim 1923 de ilan edilen Cumhuriyet le birlikte
Adilcevaz da
Türkiye Cumhuriyetinin şirin bir merkezi
olma
hakkını kazanır. Rus işgali ve Ermeni zulmünden
sonra Adilcevaz dan göç eden yerli halkın
Adilcevaz a dönüşü 1940 lı yıllara kadar devam
etmiştir.
Adilcevaz’ın 6 km. kadar kuzeyindeki volkanik
bir tepenin üzerinde yer alan ve Arzaşkun Şehri
olduğu tahmin edilen Kef kalesi, Urartuların
yaşadıkları bir yerleşim yeridir.Bu tabii
tepenin üç tarafı, doğu, batı ve güney yönleri
çok dik ve sarptır. Bu yüzden bu yönlerden
kaleye çıkılması hemen hemen imkansızdır. Kaleye
ancak kuzeyden yaklaşılabilir. Urartular
döneminde de kale kapısının kuzeyde olması
muhtemeldir.
Kef
Kalesinin en yüksek noktası güneybatı uçtaki
kayalığın üzerindedir.Bu noktanın denizden
yüksekliği 2270 m.’ dir ki buna göre Kef
Kalesi Adilcevaz’ın bulunduğu yerden
yaklaşık 625 m. kadar yüksektedir. Kef Kalesi
yalnızca Urartular döneminde kullanılmıştır.
Bunun nedeni ,daha sonraki dönemlerde yörede
egemenlik kuran ulusların özellikle de
Selçukluların ilçenin batısındaki kayalıklar
üzerindeki göle doğru uzanan diğer bir küçük
Urartu Kalesini savunmak için daha uygun
bulmalarıdır.
1964
yılında Kef Kalesinde yapılan kazılarda otuzdan
çok odası olan,büyük bir saray kalıntısı ortaya
çıkartılmıştır. Bu odalardan bir bölümünde
düzenli iki sıra halinde çok sayıda büyük küp “
Pithos ” bulunmuştur.
Kimi
kesimlerde büyük taş bloklardan meydana gelen
kale duvarlarının bazı kısımları günümüzde de
ayaktadır. Odalarda ise, temelde
taş, üst bölümlerde kerpiç
kullanılmıştır. Büyük taş bloklarının yüzlerinde
ilginç kabartmalardır. Burada aslan, mızrak,
hayat ağacı, kartal, palmet, pencere , kule,
çatı korkuluğu gibi motiflere rastlanmaktadır.
Kalenin kuzey bölümünde yapılan kazılarda 4-5 m.
aralıklarla dört fil ayağı ortaya
çıkartılmıştır. Yöredeki duvar ve fil
ayaklarında görülen yapı tekniği Urartularla
ilgili bilgileri güçlendirmektedir.
Kale, Urartular döneminde Süphan dağının
eteğinde her tarafı kayalık olan bir mevkide
inşa edilmiştir.
1971 yılında Adilcevaz’da köylüler
tarafından birçok Urartu mezarı bulunmuş
ve yağma edilmiştir. Aynı yıl içerisinde
Kef kalesinde, 1966’dan beri çalışma
yapan heyet Adilcevaz’ın Atatürk
mahallesinin doğusunda bir Urartu
mezarlığı keşfetmiştir. Buradaki
mezarlar Süphan dağının Van Gölü’ne
bakan eteklerinde toplanmış lavların
içine yapılmıştır. Mezarlık, Van Gölü
kıyısından 300 m kadar içeridedir. Bu
mezarlardan bazıları lav kayalarını
oymak suretiyle yapılmıştır. Diğer
bazıları kayalıktaki tabii oyukları
genişletmek suretiyle meydana
getirilmiştir. Bu mezarlar yeryüzüne çok
yakın olduklarından çoğu tahrip
edilmiştir.
Adilcevaz ilçe merkezinin batı kısmında
olan kalenin kuruluş tarihiyle ilgili
değişik görüşler vardır.Adilcevaz’ın
batısında, Van Gölü kenarında sarp
kayalar üzerine kesme taşla inşa edilmiş
olan kale, iç ve dış sur olmak üzere iki
kısımdan meydana gelmektedir. Çok sayıda
kulenin desteklediği kale surları,
doğuda göl kenarından başlayarak
kademeli olarak güneyde uzanan yalçın
kayalar üzerinde devam etmektedir.
Nihayet kuzey ve batıda derin uçurumlar
oluşturan kayaların üzerinde devam eden
surlar bu haliyle yuvarlaktan kareye
doğru uzunca bir plân oluşturur. Kalenin
göle taraf surları harap olmuş ve bir
bölümü su altında kalmıştır. Kalenin üç
kapısı vardır. Ahlat kapısı güneye,
Erciş kapısı doğuya ve Uğur kapısı
kuzeye açılmaktadır. Ahlat kapısının
bulunduğu kısım kalenin en eski
tarafıdır. Çünkü kapının kuzeyinde siyah
bazalt taşından çivi yazılı bir kitabe
vardır. Diğer tarafları Selçuklu ve daha
sonraki dönemlere aittir ( Daha
sonraları Erciş tarafında Karakuş kapısı
açılmıştır ).
Bilindiği gibi eski Türk şehirlerinde
kapılar dört yöne açılmaktaydı ve
Adilcevaz kalesinde olduğu gibi o yönde
bulunan şehirlerin adını almaktaydı.
Adilcevaz kalesi Selçuklu döneminde
önemli bir savunma ve iskân merkezi
olmuştur.
Adilcevaz ilçesinin batı ucunda, Van
Gölü kıyısında yükselen tepedeki eski
kale harabelerinin içindedir. 14. veya
15.yüzyılda yapıldığı tahmin
edilmektedir. Sadece güney cephesi
açıkça görülebilen eski cami, doğu batı
istikametinde uzanan ve üç kısmın yan
yana birleşmesinden teşekkül bir plâna
sahiptir. Kuzey yönde tamamen, doğu ve
batı yanlarda ise yarıya kadar olan
kısımların, kurulmuş olduğu yamacın
meyili dolayısıyla toprağa gömülmüş olan
eserin her üç bölümü dıştan bariz olarak
belli olmakta ve ayrı ayrı zamanlarda
yapılmış inşaatlarla bugünkü durumunu
almışıştır.
Caminin 14. – 15. yüzyıllarla
tarihlendirilmiş olmasına rağmen caminin
plan ve kuruluşu ile Bitlis ve
Erzurum’da görülen üç sahınlı
camilerinin öncüsü olmasını dikkate
alarak Selçuklu dönemiyle
tarihlendirilmektedir
Ulu Cami 1965 yılında restore edilerek
yeniden ibadete açılmasına rağmen
günümüzde kapalıdır.
Adilcevaz’a Ahlat tarafından giriştedir.
İbrahim Kafesoğlu, Ulu Camii olarak
adlandırılan yapının içindeki kemerler
ve küçük hücrelerden dolayı buranın
“Hatuniyye Medresesi” olabileceğini
ileri sürmektedir.
Bu medreseye ait olarak 16. yüzyılının
ortasına ait vakıf kaydının
bulunduğundan dolayı buranın 16.
yüzyıldan daha önce yapıldığı
bilinmektedir.
ZAL PAŞA CAMİİ / ADİLCEVAZ PAŞA CAMİİ
Ahlat - Erciş yolu güzergahı üzerinde
Adilcevaz ayırımı üzerinde yer
almaktadır. Yapının güneyinde Van Gölü,
kuzeyinde Adilcevaz kalesi, batısında
Adilcevaz yol ayrımı, doğusunda engebeli
arazi bulunmaktadır.
Osmanlıya
ait vakfiyelerde, 1572 yılında Zal Paşa
Caminin inşaatına Mimar Sinan tarafından
başlandığı ve 1580’de tamamlandığı
belirtilmektedir.
Yapı 1965 yılında Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir
ve günümüzde ibadete açıktır.
Anadolu’da kubbeli tip camilere ilk
örnek teşkil etmesi bakımından
önemlidir. Ayrıca Osmanlı mimari
anlayışında 16. yy.’da çok fazla
rastlanmayan çok kubbe örtü sistemiyle
inşa edilmiştir.
KOHOZ ( ZAL PAŞA ) HANI
Tahminen XVI. Yüzyıl sonunda bölgede
hüküm süren Zal Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Bitlis- Adilcevaz- Van
kervan yolu üzerindeki Adilcevaz-Erciş
arasında Adilcevaz’a 20 km mesafede
Yolçatı
( Kohoz ) köyünde yolun
kıyısındadır. Yarıya yakın kısmı harap
olmuş olan hanın giriş kısmı yıkılmış
arka ve yan cephelerin kalıntıları olan
bugüne kadar gelmiştir.
Nebi ERGÖREN
|